Kimse görmeden, izlenemeyeceğimiz bir kuytuda kollarının arasına al beni. Heyecanla birbirine değerken dudaklarımız, boynumda gezinen parmak uçlarına esir düşeyim. Ayakta duramayacak kadar sarhoş olduğumu farz et ve daha sıkı, daha sıkı kavra bedenimi. Sırtımdaki her kıvrım, belimdeki çukur, omuzlarımın en çıplak noktası, boğazımdaki her çizgi, göbeğimin en orta noktası derinliklerinde hissetsinler ellerinin sıcaklığını.
Soluksuzkalacağım uzunlukta mühürlenirken dudakların dudaklarıma, bırak acısın, bırak kanasın ve rujumun bordosu değsin diline, dişlerine, yüzüne. Soluğun bir dolup boşalırken içime, göğüs kafesimin içinde siyah bir kuş çırpınıp dursun. Yüreğinle dokunsan uçup gidecek, dokunmasan ıssızlıktan donacak bir kuş.
Düşmemem için daha sıkı sarıl belime. Arada bir göbeğine, göğsüne, boynuna, dudaklarına dokunan ellerimi okşamayı da ihmal etme. Yıldızlar bir bir söndürürken ışıklarını, karanlıklar örtsün çıplak bedenlerimizi. Uzaklardan gelen bir ney sesi, bir bendir fon olsun sevişmemize. Kutsal bir ayini yaşar gibi kendinden geç. İniltiler karışsın rüzgarın sesine. Toprak kokusu ölümü daha çok hatırlatsın sana. Az sonra kıyamet kopacakmış gibi seviş, bir daha hiç dokunamayacakmış gibi kutsa bedenimi.
Dokunduğun her zerre; bir tanrıça edası ile titrerken, bacaklarımın arasında gezinen bacaklarından tenimin en kuytularına baldan lavlar aksın. Sıcak ve tatlı bir ürperti olarak gezinsin bal damarlarımda. Yağmurun çamura dönüştürdüğü toprağın üzerine yatır beni. Bir neşterle heykeltıraş misali aç kan yollarımı. Akan balda gezinirken dudakların, hiçbir acı hissetmeyeceğimi bilerek tat koyu kıvamlı sıvıyı.
Yanıma uzan sonra ve bekle kanın toprağa tamamen boşalmasını. Kutsal bir ayinin finalinde akmasın sakın gözyaşların. Yeniden doğuşumu izler gibi izle bitişimi. Sensiz kalmaktansa, hiç olmamayı seçen bir kadının kirpikleri değerken son defa birbirine; kirpiklerinin ucundaki damlaları topla cebindeki gözyaşı şişesine. Ve serp toprağının üzerine. Belki yeniden yeşerir kahverengi.