Menu Content/Inhalt
Güverte arrow lamira

üye girişi

olta..köprü..balık

  • Eskizler >> şiirler

    kalbimi çekiç yaptım da düzeltemedim
    hayatımın eğri büğrü kaportasını
    ezikliğini bana kusuyor ustam
    üstüpü gibi harcıyor çocukluğumu

    kaynak tutmuyor heveslerim
    dünden yarına kırılmışım
    ‘senin failin devlettir' diyorlar
    ‘üreme bonkörü ailen bir de'

    - sahi devlet'e nasıl gidilir abi?

    dövüyorlar düşlerimin misket mavisini
    küfre ve tütüne bulandı masumiyetim
    bir işbaşı bile almadılar
    abimin küçüklüğüdür giydiğim

    egzoz dumanı siniyor umutlarımın körpeliğine
    tebeşir tozu ağartacağına aklımı
    acının çelik dikenleri batıyor kalbime
    avuçlarım zaten nasır tarlası

    - doğru söyle abi bana yakışırdı di'mi ?
    okul önlüğü mavisiyle kırmızı sırt çantası


    Ünlem Temmuz 2005
    2005 Şiir Yıllığı ( Eski Broy Dergisi )


    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

    fazlaydı belki hayat
    verdim ama
    alamadım üstünü hala geri,

    o da kalsın be anam
    neye yarar ki
    olmadan yanımda
    bir diğer parçam.
    kalsın ki
    harcanmasın o da
    bütünlüğe varmadan.

    bir yerlerden düşerken aşağıya
    sesini duyarım belki
    yine aranır gözlerim
    bitmeyen sözlerimi
    bilirsin sen derdimi
    demez miyim
    yine sevdin mi beni..

    o da kalsın be anam
    neye yarar ki
    olmadan yanımda
    diğer parçam.

    yine çıktım mı
    ararken bozuklukları
    doldu mu avucuna
    kan gibi adım.
    Bilmez misin
    silinmez bir lekedir
    adın anlımda
    ve
    her dokunuşunda
    sen adıma
    kanar gözlerim
    dolar avuçlarım
    avucuna dolar yine canım
    dökülürken parmak aralarında
    kıyamaz dersin
    al yine sende kalsın adın.

    o da kalsın ben anam
    neye yarar ki
    hayatım olmadan.

    unutulmuş bir candan
    çıkar ruhum
    çatlayan bir camdan sıyrılır yine
    rüzgar gibi
    eser sonbahar yapraklarıyla


    döner dolaşır
    yine gelir bana
    ama
    o da kalsın be anam
    istersen toprağa sal hiç dokunmadan
    bir ümit
    bir filiz daha çıkar belki canımdan
    onu da koparır alırsın sen
    ikimize de acımadan
    yine dolanır adım diline.

    sakın
    sus

    o da kalsın ben anam..

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

    Bu hayat Sevda Film Stüdyolarında renklendirilmiştir.




    "buz dağında eşkiyacılık oynayacak kadar ahmaksın sen.
    Titanic’den hiç haraç kesilir mi oğlum."

    diyip, gittin.
    kar yağıyordu.
    kar kendi göğüne geri düştü sonra.
    melekler, buz dağında çiçek toplamaya giden çocukların
    bazen renkli
    bazen renksiz gözlerinde biriktirdi gidişini.
    karnımı doyurdum gidişinle.
    ne zaman boğazımda bir sevda kalsa,
    yemin ederim bir tek ant içtim üzerine;
    seni özlerken açlıkla terbiye ettiğim yanlarım,
    sana aç yanlarım.
    bunları yiyerek büyüyüp serpilecekti
    sonraları kısmetlerine hayır diyecek o yıkım.


    "ben kardan kadınla sevişmiyordum.
    sadece ruj sürüyordum ona."

    dedim.
    dinlemedin.
    kar yağıyordu.
    kar bir volkanın ağzına düştü sonra.
    anlamıyorsun;
    serin bir cehennem vaadetmedim
    ya da cennetin tapusunu sana.
    ellerimi tuttuğunda,
    yanık yürek kokusu altında bir sobaya sarılıyordum sanki.
    oysa sen kestane kokusunu seviyordun.
    bir kestane kabuğunu,
    bir yaranın kabuğunu çatlatacak kadar yanmamış mıydım yoksa sana?


    adın bir cenaze marşı gibi düşüyordu ağzımdan kulaklara.
    adın, evden kaçmış bir kız çocuğu gibi düşüyordu ağzımdan kötü yollara.
    uçurumlarına adını bağırıyor hala yamaçlarıma gömdüğün erkek cesetleri;
    "lan kahpe!"
    küfrünü sığdıramıyor ölüler sağlar kadar 23lük şişelere.
    ama nafile,
    bir seri katilin gözlerinde tanımamış mıydım sanki ben seni?

    - eğer, meleklerin tek intihar yerinin dudaklarım olduğunu düşünüyorsan hala
    kalbim kırıldığında, kalbim çok çok kırıldığında
    infaz edilmiş bir atın ismiyle çağır beni. -

    Hatırla.
    "kaç dağ istiyorsun kızımın peşini bırakmak için" demişti.
    Şirin’in babası Ferhat’a.
    "kazması elinden ameliyatla alınmış Ferhat’sın sen.
    hiç kazma vurulur mu lan buz dağına?"
    dedin.
    kar yağıyordu.
    kar Şirin’in bağrına düştü sonra.
    yazık, hiçbir zaman öğrenemeyeceksin.
    aramızdaki buz dağını parçaladı diye teşekküre gittiğimi ona.

    teşekkür ederim Titanic, mutluluğum uğruna yolcularına kıydığın için.
    teşekkür ederim sevgilim, beni sersefil terkettiğin için.

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

    UMUTSUZCA ÜFLENEN MUM

    Her yıl kutlanan özel bir güne…

    Geçen yılı masaya yatırmış; elindeki neşterle sağını, solunu yararak inceliyordu. Düğüm düğüm olmuş politik damarlarını açmak için uğraşırken; ölümün ne anlama geldiğini bile bilmeden ölen çocukların yılın kalbinde açtığı yaraları incelerken; beyindeki ‘neden’ diye haykıran soruları çözmeye çalışırken; eski yılın bembeyaz saçlarının arasına sıkışmış şarapnel parçalarını temizlerken, kulağında bir çınlamaya dönüşen; siyasetçi yalanlarını silerken; kendini çaresiz, yaşlı bir doktor gibi hissetti.

     

    Oysa umudun ne anlama geldiğini ve insanların asıl umutsuz kaldıkları zaman tükeneceklerini biliyordu. Umut etmek demek: gerçeklerden uzaklaşmak demek değildi. Omzuna yüklenen binlerce sorun, her gün aynada yüzüne yeni bir ifade katan derin çizgiler, haberleri izlerken içini, beynini kemiren fare onu yeterince umutsuzluğa itmişti.

    Birden aklına çocukluğu geldi. Annesinin ona aldığı ilk ince, uzun bebek için ne kadar için ne kadar sevindiğini ve her gün o bebeğin saçlarını tararken hissettiklerini anımsadı. Oysa şimdi o bebekler kendisi için ne kadar da anlamsız ve gereksizdi.

    Anladı ki, kendisi için hiçbir anlam ifade etmeyen bir yaş pasta bile, çocuklar için ne kadar da özel ve değerliydi. Hemen mutfağa geçerek bir çikolatalı pasta yaptı. Üzerini en renkli şekilde süsledi. İçinde bir yerlerde bir kız çocuğu onu sevinç içinde alkışlıyordu. Gülümsedi, ufacık umut kırıntıları yaşamak bile mutluluk vericiydi.

    Az önce neşterle parçaladığı eski yılın cesedini yastığının altına saklayarak; yeni yılı masaya yatırdı. Üzerine biraz sevgi, biraz sanat, biraz barış, biraz umut, biraz neşe dolu sözcükler serpti. Pastayı da onun üzerine yerleştirerek, mumlarını yaktı. Her şey çocukların mumu umutla üfleyebilmesi içindi. Bizim yaşadığımız tüm gerçekler, gözlerinin içine sokula sokula çocuklara gösterilemezdi.

    Gülümseyen gözlerle mumlar üflendi. Bize göre umutsuzca, ama çocuklara göre…

     

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

     

                                      YOKSULLUĞUN SEVGİLİSİ

     

     

     

    Uyandığımızda gün doğmuştu. Sarılıp bir kez daha öptüm, onu. Geceden daha uzun, soluklu. Güldü. Yüzüne dolanan saçlarını, hep hayatı sarıp sarmaladığını, umutla taşıdığını düşündüğüm elleriyle topladı, kalktı. Perdeleri sıyırdı. Güneş ilkten hüzünlü sonra canlanarak girdi geceden yorgun odaya, hayır, odamıza.

     

    -‘Dün yağmur vardı, bugün ise gün ne kadar aydınlık…’

     

    -‘Bir şair gibi konuştun dedim, doğrulurken.’

     

    -‘Güldürme beni dedi.’

     

    Oysa gülen bendim. Kalktım. Giyindim. Gittim, kütüphaneden bir kitap çektim.

     

    -ELDE VAR HÜZÜN-

     

    Okuyarak girdim odaya. Camın önündeydi ve yüzü bana dönüktü. Yüzündeki çocuk şaşkınlığı. Alışmamıştı benim garip huylarıma.

     

    -ELDE VAR HÜZÜN-

     

    Şiiri bitirdiğimde elde olmayanları düşünerek susmuş olmalıydık, bir süre. Sessizliği bozan olmuştu.

     

    -‘Ya yaşam dostum? Nerede?’

     

    Dışarıda demiştim. Her gün karıştığın o bilinmez kargaşanın içinde. Aynanın önüne oturmuş, saçlarını tarıyordu. Tüm çıplaklığıyla.

     

    -‘Yaşam çıplaklıktır, olabilmektir, dedim.’

     

    Gene başladın gibisinden yüzüme bakmıştı. Dudaklarının kenarında alaycı çizgiler.

     

    -‘Yaşam yoksulluğun çıplaklığıdır.’

     

    Derin bir düşten uyanmış gibi duymuştum, dediklerini.

     

    O ise devam etmişti.

     

    -‘Yaşam yoksulluğun çıplaklığıdır. Giyinik olmak ve soyunmak. Sonra çıkmak, yürümek, biliyormuşuz gibi yapıp bütün gün çalışmak ve sonra derin bir boşlukla dönmek.

     

    İnsanın tanıdığını zannettiği birinden duydukları hep şaşırtıcı olmuştur. Çünkü yanındadır o, içinde, arkanda, telefonun çok uzak olmayan bir ucunda, belirlenen bir yerde seni beklemektedir. Biraz kaygılı ve az mutlu.

    -‘Acıktın mı?’

     

    Kafasını hayır anlamında sallamıştı. Doğrusu ben de bir şeyler yemek istememiştim; ama soru ağzımdan bir anda çıkıvermişti.

     

    Kitabı aldığım yere bırakırken, giyiniyordu. Elimi-yüzümü yıkadım. Sakallarım ne kadar uzamıştı. Kaç gündür kesmiyordum. Beş, on… Daha da fazlası olabilirdi.

     

    -‘Yaşam hep ertelemek mi?’

     

    Bulaşmıştı işte. Odaya döndüğümde, camı açmış, sigara içerken bulmuştum onu. Dalmıştı. Girdiğimi fark etmemişti. Yanına yaklaşıp, sağ yanağına içten bir minik öpücük… Öylece bakmıştı. Donuk gözlerle ve anlamsız bir yüz ifadesiyle.

     

    -‘Neyin var ne oldu?’

     

    -‘Hiç gitmişim öyle.’

     

    -‘Çıkalım mı?’

     

    Olur demişti, çıkalım ve bir bilinmezliğe daha başlayalım.

     

    Sokağa çıktığımızda güneş iyice yükselmişti, tepemizdeydi artık. Koluna girmiştim. Uysal bir kedi tatlı ev sahibine nasıl usulca yaklaşırsa, öyle.

     

    -‘Soyunalım mı yoksulluğun çıplaklığı?’

     

    Babam gibi dönüp cevaplamıştı beni. En az ona bu kadar benzeyerek, sinsi; ama gene de gülerek.

     

    -‘Hayır, koşalım, yoksulluğun sevgilisi, otobüs kaçacak.

     

                                                                                                            

     

                                                                                               18.02.2009

     

     

                                                         ONUR ERYILMAZ                         

    Devamını oku...

lamira Profil Sayfası
lamira
İzlenme 752
Çevrim Durumu OFFLINE
Üyelik tarihi 10/15/2007 11:40:41
Son giriş 03/30/2009 10:45:25
Son güncelleme 01/04/2008 15:38:58
 

Yazılar

GünKonuİzlenmeOylama
Monday, 04 February 2008rüya725 / 0
Monday, 17 December 2007saklanbaç657 / 0
Tuesday, 11 December 2007hiç anlayamıyorum910 / 0
Tuesday, 04 December 2007Kırık Misket992 / 6
Friday, 19 October 2007cehennemin kapısında sohbet1242 / 0

Additional Info

Şehir: İstanbul
Ülke: Türkiye
Kendinizden bahsedin: biliyorsun, ölüm diye bir şey yok, diyor adam kadına.
biliyorum, evet, artık öldüğüme göre, diyor kadın.
iki gömleğin de ütülendi, çekmecede,
sadece küçük bir gül benim özlediğim.

yannis ritsos

seyir defteri

Üyeler: 345
Ezkizler: 1009
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 910049
166785454.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com