Menu Content/Inhalt
Güverte arrow kiitosindarkness

üye girişi

olta..köprü..balık

  • Eskizler >> düz yazılar

    dar

    Uyandığımda bomboş bir odanın ortasında tahta bir iskemlede oturur buldum kendimi.  Aynısından bir iskemle daha vardı tam yanımda. Bu iki nesne dışında bomboştu oda. Nerede olduğuma dair bir fikir verecek ne en küçük bir eşya ne de kireçle badanalanmış duvarlarda bir resim veya tablo vardı. Yalnız diğer iskemlenin karşımda değil de yanımda olması çekti dikkatimi. Odada benimle aynı durumda biri daha mı vardı acaba? Ben uyurken mi ayrılmıştı? Beni o uyurken mi götürmüşlerdi oraya? Bu soruların cevaplarını arayan kaç kişiydik?

    Kalkıp kapıya gittim. Böylesi durumlarda beklenen oldu. Açılmadı, kilitliydi. Tıklatıp karşılık bekledim ama nafile. Hiç ses yoktu.  Rutubet dizlerimi ağrıtmıştı. İskemlelerden birine oturup diğerine ayaklarımı uzattım. Nedense endişeli değildim. Kapalı ve dar bir mekânda bulunmak beni panikletmeliydi ama ben aksine çok sakindim.

    Buraya nasıl geldiğimi ya da getirildiğimi anımsamaya çalıştım. Sıradan bir şehir gezintisinin ardından bir kitap alıp eve dönmüştüm. Binaya ve daireme girişimde de bir olağan dışılık yoktu. Dolaptan bir şişe şarap çıkarıp lastiğinin üst kısmını bıçakla kestiğimi ve bir elimde şarap şişesi diğerinde yeni aldığım kitapla koltuğa yayıldığımı çok net anımsıyordum. Uyuyakalmış olmalıydım. Beyaz badanalı odada açtım gözlerimi.

    Ne gelen vardı ne giden. Başım ağrımıyor, sık sık susamıyordum. Pek şarap içemeden uyuyakalmıştım anlaşılan. Omzumda hafif ağrı hissettim. Gömleğimi sıyırıp baktım. Hafif bir morartı ve şişlik vardı. Sakinleştirici benzeri bir şey enjekte etmiş olmalılardı kolumdan. Hem bu paniğe kapılmamamı da açıklıyordu. Bir süre sonra, sakinleştirici etkisini yitirdiğinde, dört duvar üzerime üzerime gelmeye başladığında oldu ne olduysa. Korkunçtu.

     

     

    İri kıyım üç adam daldılar odaya aniden. Çirkinliklerini tarif edebilmem mümkün değil. Sert adımlarla bana yaklaşırlarken çaresizce kaçacak yer bakındım etrafta. İkisi kollarıma yapıştı. Üçüncüsü ise arkamızdan geliyordu. Direnirsem şiddete maruz kalırım korkusuyla usul usul gittim götürdükleri yere. Dar bir koridordan geçip bir hole ulaştık. Yapıda hiç pencere yoktu. En azından o ana değin benim gördüğüm kısımlarında. Çok küçük, tabut kapağı bile olamayacak denli küçük bir kapıya doğru götürüyorlardı beni. Boğucu bir korkuya kapıldım. Neler olduğunu anımsamadığım cümleler çınlattım binada. Üç çirkin dev yaratık beni duymuyor gibiydiler. Haykırışlarım duvarlara çarpıp bana geri dönüyordu. Direndim. Kollarımı kurtarıp yüzlerine dönmek ve neler olduğunu sormak için direndim. Balyoz gibi yumruklar indirmeye başladılar bedenime. Nereme olursa vuruyorlar, vurdukları yerleri parçalıyorlardı adeta. Çok güçlüydüler. Açtılar ufacık kapıyı. Vura vura soktular beni içeriye. Ölsem dedim. Ölebilsem.

    Beni kilitledikleri yerin boyu boyumdan hemen hemen otuz santim kısa, eni ise omuzlarımın genişliğinden olsa olsa yirmi santim daha genişti. Sırtımı yan duvarlardan birine yasladığımda- ki bu neredeyse imkânsızdı-  göğsümle karşı duvar arasında kırk-elli santimlik bir boşluk kalıyordu. Ölüm bu herhalde diye düşündüm. Aniden gözümün tam önünde bir ışık yandı. Zifiri karanlık yerini güneşin yaydığından öte bir aydınlığa bıraktı. Nefes alamıyordum. Göğüs kafesimin üzerinde tonlarca yük vardı sanki. Kalp atışlarım göğsüme atılan birer yumruktu gibiydi. Kapıyı yumruklamak, bağırmak, çağırmak, küfretmek, yalvarmak kendimi yormamdan başka bir netice getirmedi. Bitap düştüm. Tere batmıştım. Oturdum yere, dizlerim çenemde. Nefesimi kontrol etmeye çalıştım. Sakinleşmem gerekiyordu. Elbet çıkaracaklardı beni buradan. Yumdum gözlerimi. Bu şekilde oturmak bacaklarıma, dizlerime büyük acı veriyordu. Terleme kesilmiyordu bir türlü. Üzerimdekileri çıkardım güçlükle ama ampul müthiş bir ısıyla dolduruyordu hücreyi. Ampulü kırıp ışığı söndürmek de mümkün değildi çünkü metal bir kafesle muhafaza altına alınmıştı. Bir müddet ayakta durmaya çabaladım ama bu da çok yorucuydu. Vücudumu sırtımdan büküp bir sokak lambası gibi dikildim önce. Sonra da dizlerimden bükülüp sığışmaya çalıştım canlı canlı girdiğim bu tabuta. Uyusam, bayılsam, ölsem… Kafamı duvara vurmak geldi aklıma. Ölmesem de bayılırım diye düşündüm. Vurdum vurdum vurdum. Kendimden geçmişim. Uyandığımda sırtım yerde, başım duvara yaslıydı. Bacaklarımı da karşı duvara boylu boyunca uzatmış haldeydim. Boynum ve başım şiddetle ağrıyordu. Alnım yaralanmış, yüzüm gözüm kurumuş kanla kaplanmıştı. Bu duruş bulunduğum hücreyi, tabutu, halveti, her ne ise artık, gözüme en geniş gösteren duruştu. Bu bakımdan nispeten rahatlatıcıydı ama kalkmak zorundaydım çünkü aksi gibi bağırsaklarım beni tuvaletimi yapmaya zorluyordu. Bir bu eksikti. Uzun süre çabaladım ama artık kendimi tutmama imkan kalmadı. Boşalttım bağırsaklarımı orta yere. Elimle köşeye topladım sonra pisliği. Rezillikti.

     

    Neydi ki bu? Maksat işkence yapmaksa başka pek çok metot vardı. Dövsünler, gersinler, falakaya yatırsınlar, elektrik versinler hatta cop soksunlardı. Erkekliğimden bile caymıştım artık. Yeter ki oradan çıkarsınlardı. Hem nereden biliyorlardı en büyük korkumu?

     

    Kaç defa ayılıp bayıldım, uyuyup uyandım, sinir krizleri geçirdim, nefesim kesildi, yüreğim patlamanın eşiğine geldi, kaç gün kaç gece o tabutta kaldım, bilmiyorum. Bana yüzyıllar gibi gelmişti. Birden kapı açıldı ve aynı üç iğrenç dev sürükleyerek çıkardılar beni. Bir odaya serdiler hayvan ölüsü gibi. Sonra başka biriyle geri döndüler. Bir ses ‘Şunu önce temizleyin, sonra tedavi edin’ dedi. Tekrar sürükleyerek seramikten, buz gibi soğuk bir zemine yaydılar. Üstüm başım bok içindeydi. Kendi pisliğim saçlarımdan ayaklarıma kadar her tarafıma bulaşmıştı. ‘Altına sıçmış eşek oğlu eşek’ dedi kart bir ses. Çırılçıplak bıraktıktan sonra arap sabunu ve tazyikli suyla yıkadılar her yanımı. Çirkin devlerden yediğim dayakla yarım metreküpte geçirdiğim zaman fena sarsmıştı bünyemi. Gene beyaz badanalı gene penceresiz bir odada bir süre dinlendirdiler, tedavi ettiler beni. Kimseye bir şey sormadım. Nihayet oradan da çıkardılar. Saçımı sakalımı temizleyip yıkanıp ütülenmiş kıyafetlerimi giydirdiler. İskemle tepesinde uyandığım odaya götürdüler ardından. İki iskemle bu defa karşılıklı duruyordu. Birine oturdum. Birkaç dakika sonra şık giyimli gençten bir adam gelip karşıma oturdu.

     

            “Tüm bu olanların nedenini merak ediyorsun. Neden sana yapıldığını ve bunu hak edecek ne yaptığını bilmek istiyorsun.”

     

    Çok düzgün ve nazik konuşuyordu karşımdaki. Bana kıymet veriyor gibiydi. Neredeyse önemsendiğimi hissedecektim. O konuşurken ben hep sustum.

     

            “Sana cevapları vereyim. Tüm bunlar sana ‘yaz’ diye yapıldı. En büyük korkunu bulduk ve günlerce yaşattık. Yenilmezliğimize, gaddarlığımıza ve kudretimize maruz bıraktık. Bunları senden çok daha belirgin ve etkin şahıslara da yapabilirdik. Fakat biz seni seçtik. Çünkü sen sana yaşattıklarımızı yazacaksın, on binlerce insana aktaracaksın ve biz de bir taşla binlerce kuş vurmuş olacağız. Göze alamayacaklar senin yaşadıklarını yaşamayı. Çok büyük bir kısmı göze alamayacak. Çok korkacaklar. Şimdi gideceksin. Yazmamak için çok direneceksin ama sonunda yazacaksın.”

     

    Kalktı. Elimi sıktı ve uzaklaştı. Birileri beni evime kadar bıraktı. Şarap ve kitap koltuğun önündeki sehpada yan yana duruyordu.

     

    Senelerce kendimle savaştım anlatmamak, paylaşmamak, yazmamak için. Başaramadım. İşte yazdım. Okumayın. Yalvarırım okumayın.

     

                                                                                       17 Ocak 2008

     

     

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

    Yatakta uzanıyorsun.Örümcek ağının narin yapısına çivilenmiş sivrisinekler gibi kıpırtısız ve yensem de bitse der gibi bir uzanış ve susuş hali.Tavanın her zaman pürüzlüydü.Beyaz, aşağı doğru sarkıtları olan bu tavan üst kattaki komşuya göre tabandı.Demek ki aynı şey farklı yerlerden ve yaşantılardan bakıldığında ayrı amaçlar için kullanılıyordu.Senin ulaşamayacağının üzerinde bir ötesi ayak gezdirebiliyordu, koşabiliyordu hatta iki buçuk yaşındaki kız çocuğu bu tav/banın üstünde tepinebiliyordu.

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar




    Fotoğraf : Arif Üzümcü

    Devamını oku...
  • Eskizler >> düz yazılar

    Edebiyat Eğleneceli Değildir!

    "kıyamet çocukları 1"

    Devamını oku...
  • Eskizler >> şiirler

     

    bulduğumda seni
    yalnızdın
    betonlaşmış yürekler arasında sıkışıp kalmış ruhun
    önünde uzanan yol şeytanın ışığında
    sonu intihar
    bir bıraksam hazırdı gitmeye
    paçalarından yakaladığım gölgen
    ölüme ıslık çalarken baykuşların yırtıcı çığlığı
    hayattan s/es arıyordu ölüsü dirisi bir düşlerin
    hiçbir ışık kapatmıyor karanlığı
    korkuyordun
    içinin karanlığı
    dışının karanlığı
    yalnızlığın karanlığı bulaşmış birbirine
    karanlık ki yalnızlığın günahkar peygamberi
    karanlık bir virüs gibi dolaştıkça hücrelerinde
    düştükçe d/üşüyordu tutsak kelimelerin dilinin ucundan aşağı;
    bazen ölüm bile çare değil unutulmaya
    ve nerede unutursan unut kaybedilmiyor yalnızlık


    hızlandırılmış bir sevişme sahnesiydik biz seninle
    tensel çelişkilerinin mahrem yerlerini
    sterilize yalanlarla örtüyordu
    hoyrat dokunuşlarım
    Tanrı sanıyordun beni içimdeyken
    Tanrı çıplaksa melekler fahişedir

    bıraktığımda seni
    yalnızdın
    betonlaşmış yürekler arasında sıkışıp kalmış ruhun
    önünde uzanan yola saçılmış doğmamış çocukların
    meze oluyordu aç bir sokak kedisine
    koynunda yalanlar beslerken
    ütopik yalanlarla örüyordun
    Tanrı'nın çıplaklığını;
    ki unutmak unutulmaktan doğuyor
    Hey Tanrı! Senin Tanrı'n kim? Yoksa... Sen de mi unutuldun?


    unutulmuş bir sevişme sahnesiydik biz seninle
    sevişir gibi yaparken yalnızdık

    Dilek Akın

    Devamını oku...

kiitosindarkness Profil Sayfası
kiitosindarkness
İzlenme 1804
Çevrim Durumu OFFLINE
Üyelik tarihi 09/30/2007 16:33:50
Son giriş 03/02/2010 00:45:29
Son güncelleme 11/29/2008 16:54:56
 

Yazılar

GünKonuİzlenmeOylama
Saturday, 23 January 2010Dokunduğun seslerden141 / 0
Wednesday, 23 December 2009gaipten260 / 0
Saturday, 31 October 2009Varoluşun Eseri233 / 0
Saturday, 26 September 2009Yine Sana Sordum, Soldun...411 / 0
Saturday, 05 September 2009bekliyorum seni409 / 0
Wednesday, 29 July 2009o da kalsın be anam334 / 0
Monday, 27 July 2009yap-boz-yap431 / 0
Saturday, 13 June 2009kızıl yeleli deniz201 / 0
Saturday, 16 May 2009ÜÇ248 / 0
Sunday, 19 April 2009Mezar Kabûl297 / 0
Thursday, 05 February 2009sessizce471 / 0
Wednesday, 28 January 2009son soluş443 / 0
Monday, 19 January 2009durdum,soldum ve öldüm433 / 0
Saturday, 29 November 2008dört köşeli tahta611 / 0
Wednesday, 05 November 2008karamavi-kan lekesi494 / 0
Saturday, 18 October 2008Karamavi520 / 0
Tuesday, 16 September 2008açlıktı ölüm612 / 0
Saturday, 26 July 2008hayatın dansı680 / 0
Tuesday, 08 July 2008ney di aşk574 / 0
Thursday, 05 June 2008Gecenin Esiri656 / 0
Wednesday, 14 May 2008Aşk746 / 0
Thursday, 20 March 2008hayatın buluşu842 / 0
Friday, 29 February 2008uyanışın dolanı605 / 0
Saturday, 09 February 2008gerçekten istiyorum679 / 0
Monday, 04 February 2008öylesine/rüyaya uyanış664 / 0
Monday, 28 January 2008acının bir hikayesi975 / 0
Tuesday, 22 January 2008bir gül'e623 / 0
Sunday, 20 January 2008Pembe Adında...610 / 0
Friday, 02 November 2007Bağlar bağlanmış kopmaya788 / 0
Friday, 05 October 2007duyuyorum966 / 0
Friday, 05 October 2007adsız karışık744 / 0
Monday, 01 October 2007Öylesine859 / 3
Monday, 01 October 2007başlangıç1011 / 2

Additional Info

Kendinizden bahsedin: kırık kelimelerim ellerimde

seyir defteri

Üyeler: 345
Ezkizler: 1009
Web Bağlantıları: 8
Ziyaretçiler: 910279

Liman

80996829.jpg
0
Mesaj Yok
posta kutusu
designed by www.madeyourweb.com